Bir süredir yazı paylaşmamıştım. Hayatın diğer yoğunluklarından dolayı yazılar gecikti fakat yine can alıcı bir konuyu sizlerle paylaşmak için buradayım. Bu haftanın konusu “Ayrılıklarda İlk Adımı Kim Atmalı” olacak. Çünkü birçok kişi bu kısımda zorlanıyor. İlişkiyi kurtarmalı mıyım? Yoksa Özsaygımdan ödün mü vermeliyim? İkileminde kalınıyor. Sizler için bu konuya açıklık getireceğim.
İlişkilerde ayrılıklar ilişkinin en karmaşık kısmı. Birçok insan hemen dönsün diye kıskandırmaya çalışıyor ya da “Etkilenmedim ki ben yoluma bakıyorum” zihin yapısına geçiyor. Peki en doğru kısım nedir?
Öncelikle bakılması gereken kısım hatanın kimde olduğu. Bakın bakalım hata kimdeydi. Eğer sizden kaynaklı bir hata var ise duruşunuzu da bozmadan özrünüzü dileyin. Kendinizi küçültmeden “Evet, hatamı fark ettim ve bunu telafi etmek istiyorum.” Bu kadar… Ne eksik ne fazla.
Ardından karşı taraf kabul ederse bu konuda değiştiğinizi hareketlerinizle gösterin. Eğer ki kabul etmezse de kabul edip zorlamadan geri çekilin. Kimseyi zorla ilişkiye ikna edemezsiniz. Burada bir dipnot belirteyim. Bazı insanlar tek bir özür ile ikna olmayıp birkaç kez sizden adım geldiğinde ikna olabiliyor. Eğer bu konuda eminseniz yani partneriniz böyle bir kişiyse tamam üsteleyin. Ama emin değilseniz ya da partneriniz böyle biri değil ise zorlamayın ve kabullenerek ona alan bırakın. Ama bunu strateji olarak yapmak yerine gerçekten kendi hayatınıza dönün. Sonuç itibariyle siz hatanızı telafi etmek istediniz. Dolayısı ile top sizden çıkmış oldu. Kendi hayatınıza, hobilerinize, sosyal çevrenize dönerek durumu kabullendiğinizi gösteren olgun davranışı yapmak en doğrusudur. Duruşunuzu da bozmamış olursunuz.
Fakaaat. Diyelim ki hata sizde değil. Karşı taraf da ne özür diliyor ne bir adım atıyor. Bu durumda sizden gidecek her adım özsaygınızı bozar, karşı tarafın saygısı azalır, egoları şişer, ne de olsa geliyor düşüncesi yer eder ve sizi cepte görmeye başlar ki en kötü kısım budur. Sizi kaybetmekten korkmamaya başlar. Oysa ki “Hatalı olan o, eğer ki hatasını telafi edecek olgunlukta bir davranışta bulunursa ben de gerçekten güvenip güvenemeyeceğime bakarım, eğer ki hatasını telafi etmek için bir çabada bulunmazsa onun hayatıma dahil olduğu gibi başkası da dahil olabilir düşüncesindeyim, bu durumu akışa bırakıyorum” düşüncesine geçmeniz gerek. Bakın bu şart. Günün sonunda sizin için en doğru olan özsaygınızı ve omurganızı korumak olmalıdır. Tabi burada basit hatalardan bahsetmiyorum. İletişim bozukluğu yaşanıyordur, karşı taraf ile konuşulsa sorunlar çözülebilecektir, bir araya gelinip anlatılsa aslında büyük sorun yoktur bu durumda tamam. Adım atabilirsiniz. Fakat ciddi hatalarda bu durum geçerli değildir. Adım atılmaz.
Şimdi gelelim ne kadar süre sonra geldiğine. Eğer ki 1 ya da 2 ay içinde geldiyse bu zaten çok ciddi bir ayrılık değildir. Sadece geldiğinde sınır çizmeniz gerekir.
“İstediğin zaman gidemezsin, eğer gidersen döndüğünde beni bir daha burada bulamayacaksın.” Mesajını hareketlerinizle göstermelisiniz. Bakın sözlerle değil. Hareketlerinizle. Bunun yolu da hemen sıcak davranmamaktır. İlk barışma günü eski günlere dönmemektir. Whatsapp’ ta mıç mıç olmamaktır. Hemen sevgi sözcükleri (canım, hayatım) söylememektir. Yanı kısaca ağırdan almaktır. Birkaç günlük soğukluk sizin ağırlığınızı arttırır. Zaten amaç ağırlığınızı göstermektir. Ağırlığınızın olması da yetmez, bunu gösterebilmeniz de gerekir.
Diyelim ki 3 aydan uzun bir zaman geçti. Bu durumda ağır bir sınır çizmeniz şart. Döndüğünde hemen kabul etmemeniz ilk adımdır. Soğuk yapmayın. Ama sıcak da olmayın. Nötr olun. En önemlisi bu. Konuşma kısmına gelirsek de “Ayrı olduğumuz bu dönemde ben de düşünme fırsatı buldum ve sana bazı konularda güvenmiyorum, bu durumu düşünmek istiyorum.” Minvalinde konuşmanız şart. Bunu yaptığınızda gitme cesareti bulamayacaktır. Çünkü siz “İstediğin zaman gidemezsin, istediğin zaman gelemezsin.” Mesajını veriyorsunuz. Karşı taraf da bunu “Ben bir daha gidersem bu kadın ya da adam bir daha asla dönmez” olarak anlayacaktır.
Peki barıştığınız gün neler yapmalısınız? Bir kere asla suçlama yapmayın. “Bunları bunları yaşadım, çok üzüldüm vs demenize gerek yok. Hafif sıcak ama mesafeli bir ton ile “Nasılsın, iyi misin görüşmeyeli” tadında bir sohbet iyidir. Kendinizi asla açıklamayın. Sen neler yaptın dediğinde “Yediğiniz yemeğe kadar detay vermeyin. “İyiydi, biraz yoğun bir zaman geçirdim, hatta benim bile tahmin edemeyeceğim güzellikte durumlar oldu hayatımda” diyerek hafif bir gizem bile yaratabilirsiniz. “Ne oldu da böyle mutlu oldu” desin. Üstü kapalı sohbetiniz olsun ki “Aylar sonra dönsem bile onun hayatına etki edebilirim” fikrini yok edebilin. İnanın bana bir insanın egosunu yıkan en büyük durumlardan biri budur.
Drama yaratmıyorsunuz, suçlama yapmıyorsunuz, gereksiz tartışma yok. Hatta kendiniz ile ilgili bazı alanları artık ona kapattınız. İşte tam bu noktada “Ben ne yaptım” diyecektir. Amacımız da bu. Kendine gelmesini sağlatmak.
Bu şekilde davranırsanız gerçekten hayatınızda olmak isteyen ama “Tutum bozukluklarını da bitiremeyen” kişiler size saygı duyacak, ağırlığınızı bilecek ve neler yapabileceğiniz görecektir. Varmak istediğimiz nokta da burasıdır.
Kendinize iyi bakın. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere. Hoşçakalın.