İnsan vardır, sesiyle değil sözüyle anılır; insan vardır, sözünden çok ardında bıraktığı sükutla hatırlanır. Çünkü kelimeler yalnızca ağızdan çıkan sesler değildir; onlar, kalbin terbiyesini, ruhun inceliğini, kişinin iç dünyasındaki zarafeti ya da hoyratlığı taşıyan görünmez elçilerdir. Üslup dediğimiz şey de işte tam burada başlar: Bir cümlenin nereye vardığında değil, nasıl yürüyerek geldiğinde gizlidir asıl mana.

Üslubu bozuk insan, çoğu kez hakikatin peşinde olduğunu söyler; fakat hakikati anlatırken merhameti unutur. Kimi zaman doğrularının arkasına saklanır, kimi zaman sertliğini cesaret sanır. Oysa her sert söz, kuvvetin değil çoğu zaman eksikliğin yankısıdır. Çünkü gönüle dokunmayan her ifade, ne kadar doğru olursa olsun, gönülde yer bulamaz. Kırıcı bir dil, tıpkı kuru bir dal gibi, eline alanı da incitir, bıraktığı yerde de iz bırakır.

Nezaket, zayıflık değildir; bilakis insanın olgunluğudur. İncelik, geri çekilmek değil, karşısındakini yaralamadan var olabilmektir. Fakat bazı insanlar vardır ki, seslerinin yüksekliğiyle düşüncelerinin derinliğini örtmeye çalışırlar. Sözlerinin keskinliğini, karakterlerinin sağlamlığı zannederler. Halbuki gerçek asalet, bir başkasını küçültmeden var olabilmektir. Çünkü insan, başkasının canını acıtarak büyümez; aksine, kendi ruhunu daraltır.

Üslubu bozuk insanın yanında kelimeler çiçek değil, diken olur. Bir bakışıyla kırar, bir cümlesiyle soğutur, bir tavrıyla insanın içindeki hevesi soldurur. Böyleleriyle konuşmak, bazen rüzgâra karşı mum taşımak gibidir; ne kadar dikkatli olsanız da aleviniz titrer. Onların dili, çoğu zaman kalplerindeki yorgunluğu, içlerindeki düzensizliği ele verir. Çünkü içi huzurlu olanın dışı da daha yumuşaktır; içi sevgiyle yoğrulanın sözü de daha merhametlidir. İnsan, başkasına nasıl sesleniyorsa, kendine de öyle davranır aslında. Kendi iç dünyasında huzur kuramamış birinin dışarıya huzur dağıtması beklenemez. Bu yüzden üslubu bozuk insanlar yalnızca çevrelerini değil, çoğu zaman kendi ruhlarını da yaralarlar. Sertlik onların koruyucu kabuğu olur; fakat o kabuğun altında anlaşılmamış bir kırgınlık, belki de hiç öğrenilmemiş bir sevgi dili saklıdır. Yine de hiçbir yaralanmışlık, nezaketsizliği haklı çıkarmaz. Çünkü yara başka şeydir, zarar başka.

Güzel konuşmak bir süs değil, bir erdemdir. Yumuşak bir dil, en sert kapıları bile aralayabilir. Bir kelimenin tonunda insanlık vardır; bir cümlenin nefesinde şefkat, bir bakışın arkasında edep saklıdır. Bu yüzden asıl hatırlananlar, bağıranlar değil; suskunluğuyla incitmeyenlerdir. Çünkü söz, zarafetle birleştiğinde kalıcı olur. Ve sonunda insan anlar ki; bazı sözler söylenir, ama etkisi kalmaz. Bazı sözler ise fısıltıyla söylenir, ama ömür boyu yankılanır. Üslubu bozuk insan, belki kısa süreli bir üstünlük hissi kazanır; fakat geride güven bırakmaz, dostluk bırakmaz. Geriye yalnızca yankısı sert, izi ağır bir boşluk kalır.

Oysa insanı güzel yapan, yalnızca ne düşündüğü değil; düşündüğünü nasıl taşıdığıdır. Kırmadan konuşabilmek, incitmeden itiraz edebilmek, haklıyken bile zarif kalabilmek…İşte gerçek insanlık biraz da burada saklıdır. Çünkü bazıları çok şey bilir ama gönüle varamaz; bazıları az konuşur ama bıraktığı iz, uzun bir şiir gibi kalır.

Sevgiyle kalın…