FERİDE ÇANTAL | KÖŞE YAZISI
İnsan hayat boyunca çok şey öğrenir. Kimi zaman yaşayarak, kimi zaman kaybederek, kimi zaman da sessizce içine dönerek…
Ama bazı şeyler vardır ki kitaplardan öğrenilmez.
Erdem gibi…
Erdem, yalnızca doğruyu bilmek değildir. Asıl mesele, doğruyu bilirken bedeli ne olursa olsun onun yanında durabilmektir. Herkesin sustuğu yerde vicdanının sesini duyabilmek, çıkarların değiştiği yerde karakterini değiştirmemektir.
Çünkü insanı gerçekten değerli yapan; sahip olduğu makam, para, çevre ya da geride bıraktığı gösterişli izler değildir.
İnsanın gerçek değeri, kimsenin görmediği yerde nasıl biri olduğunda saklıdır.
Erdemli insan, her şeyden önce dürüst insandır.
Doğruluk, insanın karakterine takılan güzel bir süs değil; karakterin üzerine kurulduğu en sağlam temeldir.
Yalan bazen daha kolay bir yol gibi görünebilir. İnsanı kısa süreliğine kurtarabilir, gerçeğin üzerini örtebilir.
Fakat yalanın gölgesi uzun sürmez.
Doğruluğun ışığı ise en karanlık günlerde bile insanın yolunu bulmasına yardım eder.
Erdemli insan gerçeği kendi çıkarına göre eğip bükmez. Hakikati işine geldiğinde savunup işine gelmediğinde susturmaz.
Sözünün arkasında durur.
Çünkü bilir ki insanın başkalarına verebileceği en büyük güven, söylediği söz ile yaptığı davranış arasındaki mesafeyi mümkün olduğunca azaltabilmesidir.
Erdemin bir başka yüzü adalettir.
Ben adaleti, insanın kalbindeki görünmez terazi olarak görüyorum.
O terazi doğru çalışıyorsa insan ne nefretine teslim olur ne de sevgisinin gözlerini kör etmesine izin verir.
Sevdiğine başka, sevmediğine başka ölçü koymaz.
Kendisi için istediği hakkı başkası için de ister.
Çünkü başkasının hakkını çiğneyerek elde edilen hiçbir kazanç, insanın vicdanındaki kaybı telafi edemez.
Asıl güç de burada başlar.
Güçlü olmak sesini herkesten fazla yükseltmek değildir.
Bazen gerçek güç, elinde imkân varken haksızlık yapmamayı seçebilmektir.
İnsanların kusurlarını görmek kolaydır.
Hatta bazen bir insanı tek hatasıyla yargılamak çok daha kolaydır.
Zor olan anlamaya çalışmaktır.
Çünkü gördüğümüz her insanın içinde bizim bilmediğimiz bir hikâye vardır. Görünmeyen yaralar, anlatılmamış mücadeleler, içine atılmış cümleler ve kimseye gösterilmeyen kırgınlıklar…
İşte bu nedenle merhamet, erdemin en zarif hâlidir.
Merhametli insan sadece acıyan insan değildir.
Başkalarının yükünü biraz olsun hafifletmeye çalışan insandır.
Sert olmak kolaydır.
Kırmak kolaydır.
Yargılamak çok daha kolaydır.
Asıl zor olan, kırmadan yaklaşabilmek ve incitmeden konuşabilmektir.
Erdem biraz da bu inceliğin adıdır.
Sabır ise erdemin zaman karşısındaki sınavıdır.
Öfkelendiğimizde, kırıldığımızda, acele ettiğimizde veya haksızlığa uğradığımızı düşündüğümüzde gerçek karakterimiz biraz daha görünür hâle gelir.
Erdemli insan hiç hata yapmayan insan değildir.
Hatasını gördüğünde inkâr etmek yerine kabul edebilen insandır.
Çünkü insanı yücelten şey hiç düşmemesi değildir.
Düştüğünde hangi karakterle ayağa kalktığıdır.
Yanlış yaptığını kabul etmek küçülmek değildir.
Bazen insanın söyleyebileceği en büyük söz, yalnızca iki kelimedir:
“Hata yaptım.”
Bunu söyleyebilmek insanı eksiltmez, aksine büyütür.
Sonuçta erdem; dürüstlükte, adalette, merhamette ve sabırda kendisini gösteren görünmez bir karakter imzasıdır.
Bir insanın erdemli olduğunu kendisinin söylemesine gerek yoktur.
Davranışları söyler.
Sözleri söyler.
İnsanlara nasıl dokunduğu söyler.
Ve belki de en önemlisi, kimsenin görmediği zamanlarda yaptığı tercihler söyler.
Erdemli olmak bir günde ulaşılacak bir hedef değildir.
Her sabah yeniden başlayan, her kararımızda yeniden önümüze çıkan uzun bir yolculuktur.
Bazen susarken, bazen konuşurken…
Bazen vazgeçerken, bazen mücadele ederken…
Bazen affederken, bazen de haksızlığın karşısında dimdik dururken seçeriz o yolu.
Çünkü sonunda insandan geriye yalnızca sahip oldukları kalmaz.
Nasıl bir insan olduğu kalır.
Ve bana göre insanın hayatta bırakabileceği en kıymetli miras da budur:
Arkasından “İyi bir insandı” dedirtebilmek…
Sevgiyle kalın.
Feride Çantal