ÇOCUĞUN YOLU KİMİN HAYALİ?
Dünyaya gelen bir çocuk için en zor şeylerden biri, sevgiyi koşullu hissettiği bir evde büyümektir.
Bazen anne-babalar çocukları için en iyisini istediklerini düşünürken, farkında olmadan onların kendi yollarını bulmalarına engel olabilirler. Çocuk; kendi hayalini, isteğini ve duygusunu anlamadan önce “Annem ne ister?”, “Babam ne bekler?”, “Başarılı olursam daha çok sevilir miyim?” gibi sorularla büyümeye başlar.
Oysa çocuk, anne-babasının tamamlanmamış hayallerini gerçekleştirmek için dünyaya gelmez. Her çocuğun kendi mizacı, kendi ilgisi, kendi ritmi ve kendi yolu vardır. Ebeveynin görevi o yolu çocuğun yerine çizmek değil; çocuk yürürken ona güvenli bir şekilde eşlik edebilmektir.
Çünkü çocuklar sadece söylediklerimizle değil, hissettirdiklerimizle büyürler. Bir çocuk sürekli kıyaslanıyorsa, sürekli yönlendiriliyorsa, sadece başardığında takdir ediliyorsa zamanla kendi iç sesini duymakta zorlanır. “Ben ne istiyorum?” sorusu yerini “Benden ne bekleniyor?” sorusuna bırakır. İşte tam da burada çocuk kendi yolundan uzaklaşmaya başlar.
Bazen velilerimiz “Hocam her şeyi sunuyoruz, bu çocuk neden böyle?” der. O zaman durup sormak gerekir: Her şeyi sunarken sevgiyi nasıl sunuyoruz? Çocuğa imkân vermek elbette kıymetlidir. Spor, sanat, eğitim, kurslar, özel dersler… Bunların hepsi çocuğun gelişimi için destekleyicidir. Fakat bir çocuğun en temel ihtiyacı yalnızca imkân değil; görülmek, duyulmak, anlaşılmak ve olduğu haliyle kabul edilmektir.
Bir çocuğun ruhuna dokunmadan hayatını programlarla doldurmak, onu gerçekten anlamak anlamına gelmez. Bazen çocuk daha fazla derse değil, daha fazla dinlenmeye ihtiyaç duyar. Daha fazla başarı baskısına değil, daha fazla güvene ihtiyaç duyar. Daha çok kontrol edilmeye değil, kendisine inanıldığını hissetmeye ihtiyaç duyar.
Psikiyatrist John Bowlby’nin güvenli bağlanma anlayışını anlatan şu sözü bu noktada çok anlamlıdır:
“Yaşam, güvenli bir üsten çıkılan cesur yolculuklar dizisidir.”
Çocuk evde sevildiğini hissederse dış dünyaya daha cesur bakar. Hata yaptığında aşağılanmayacağını bilirse denemekten korkmaz. Başarısız olduğunda sevgiden mahrum kalmayacağını hissederse yeniden ayağa kalkmayı öğrenir.
Unutmayalım ki çocuklarımızın başarısı bizim gururumuz için değil, onların kendi yaşam yolculuğu içindir. Elbette anne-baba olarak yol göstereceğiz, destek olacağız, sınır koyacağız, emek vereceğiz. Ama bütün bunları yaparken çocuğun kendi benliğini ezmeden, kendi sesini susturmadan, kendi hayalini gölgelemeden yapabilmek asıl meseledir.
Ebeveynlik hayattaki en zor görevlerden biridir. Ama bu görevin en sade, en güçlü ve en iyileştirici tarafı koşulsuz sevgidir.
Çocuk sevildiğini hissettiği yerde güçlenir. Anlaşıldığı yerde kendini ifade eder. Güven duyduğu yerde kendi yolunu bulur.
O yüzden kendimize sık sık şu soruyu sormalıyız:
Çocuğumun yürüdüğü yol gerçekten onun hayali mi, yoksa benim tamamlanmamış hayalim mi?
Çünkü her çocuk, bir başkasının hayalini taşımak için değil; kendi yolunu bulmak, kendi ışığını keşfetmek ve kendi hikâyesini yazmak için büyür.
Buket Pelin UZUN