HER ANNE BABA ÇOCUĞUNUN BAŞARILI OLMASINI İSTER

“İzin verin, çocuğunuz yaşamını tribünlerde seyirci olarak değil, sahada oyuncu olarak geçirsin.”

Doğan Cüceloğlu

Bir yaz cumartesisi, evin kütüphanesinde Doğan Cüceloğlu’nun Başarıya Götüren Aile kitabını okurken, satır aralarında yalnızca aileleri değil; öğrencilerimi, sporcularımı ve sınav kaygısıyla mücadele eden çocukları düşündüm.

Her anne baba çocuğunun başarılı olmasını ister. Bu çok anlaşılır, çok insani bir beklentidir. Ancak başarıya yüklediğimiz anlam, çocuğun ruhsal dünyasını doğrudan etkiler. Başarı yalnızca sınav sonucu, okul derecesi ya da kazanılan bölüm değildir. Başarı, çocuğun kendini tanıması, potansiyelini keşfetmesi, sorumluluk alabilmesi ve kendi yaşam yolunu sağlıklı biçimde kurabilmesidir.

Ben yoğun sınav baskısıyla büyüyen bir çocuk olmadım. Kendi tercihlerimi yaparak ilerledim. Spor lisesinde okudum, spor alanında üniversite eğitimi aldım ve bugün yüksek lisans sürecime devam ediyorum. Elbette kaygılarım oldu. “Ya yapamazsam?” düşüncesini ben de yaşadım. Ancak bu kaygı aile baskısından değil, daha çok kendi iç dünyamdaki hassasiyetten kaynaklanıyordu. Sevdiğim alanlarda ilerleyebilmiş olmayı bu yüzden büyük bir şans olarak görüyorum.

Bugün ise sahada ve eğitim ortamlarında sıkça şu cümlelerle karşılaşıyorum:

“Hocam, bu sene bizim çocuk sınava girecek. Antrenmanlara gelmesin.”

“Dershaneye çok para ödedik. Spor yapacak zamanı yok, ders çalışsın.”

Oysa çocuğun eğitimine maddi imkân sağlamak, tek başına yeterli bir ebeveynlik göstergesi değildir. Elbette okul, dershane ve akademik destek önemlidir. Ancak bunlar çocuğun duygusal ihtiyaçlarını, kaygılarını ve kendini ifade etme gereksinimini görmezden gelmenin gerekçesi olamaz.

Burada asıl sorulması gereken şudur:

Çocuğumuzu gerçekten anlayabiliyor muyuz?

Onunla sağlıklı iletişim kurabiliyor muyuz?

Başarı beklentimizi onun omuzlarına ağır bir yük olarak mı bırakıyoruz, yoksa ona güven duygusu mu veriyoruz?

Bir çocuğun gün boyu ders çalışması, onun başarılı olacağını garanti etmez. Stres altındaki çocuk çoğu zaman verimli öğrenemez. Çünkü öğrenme yalnızca zihinsel değil, aynı zamanda duygusal bir süreçtir. Kaygı arttıkça dikkat dağılır, motivasyon azalır ve çocuk zamanla kendini yetersiz hissetmeye başlayabilir.

Geçtiğimiz günlerde bir veliyle yaptığım konuşma beni derinden düşündürdü. Çocuğunun sınava girdiğini söyledi. Ben de “Umarım gönlünden geçen olur,” dedim. Ardından şu cümleyi kurdu:

“Ailecek yemeden içmeden kesildik. Günlerdir ağlıyor. Ne yapabiliriz bilemedik. O kadar da yanında olduk.”

İşte tam da burada durup düşünmek gerekiyor. Çocuğun yanında olmak yalnızca onun için para harcamak değildir. Yanında olmak; onun duygusunu fark etmek, korkusunu anlamak, sınavı hayatın merkezine koymadan ona destek olabilmektir.

Bir sınav, hayatın tamamı değildir. Sonucu iyi de olabilir, beklenenden düşük de olabilir. Ancak çocuk, sınav sonucundan bağımsız olarak değerli olduğunu hissedebilmelidir. Çünkü çocuklar ancak koşulsuz kabul gördüklerinde daha güçlü, daha sağlıklı ve daha üretken bireyler hâline gelirler.

Sporun bu süreçteki önemine ayrıca değinmek gerekir. Spor, çocuğun dersinden çalan bir zaman kaybı değildir. Aksine çocuğun bedenini, zihnini ve duygularını dengeleyen güçlü bir yaşam alanıdır. Spor yapan çocuk yalnızca hareket etmez; disiplin kazanır, stresini yönetir, ekip ruhunu öğrenir ve kendini ifade edebileceği sağlıklı bir alan bulur.

Unutmayalım; çocuklarımız bizim yaşamımızın fotokopisi olmak zorunda değildir. Bizim gerçekleştiremediğimiz hayalleri gerçekleştirmek zorunda da değildir. Her çocuk ayrı bir bireydir. Kendi yolu, kendi ilgileri, kendi yetenekleri ve kendi yaşam temposu vardır.

Her anne baba çocuğunun başarılı olmasını ister. Ancak gerçek başarı, çocuğun yalnızca sınavdan yüksek puan alması değil; kendini tanıyan, mutlu olabilen, sorumluluk alabilen ve yaşamın içinde aktif rol üstlenebilen bir birey olarak yetişmesidir.

Bırakalım çocuklarımız hayatı tribünden izleyen seyirciler olmasın. Kendi sahalarında, kendi mücadelelerini vererek, kendi oyunlarını cesaretle oynasınlar.

Buket Pelin UZUN

 (Spor Bilim Uzmanı)